Yeni Bir Dünya Ekonomisi Karşısında Keynes
Yeni Bir Dünya Ekonomisi Karşısında Keynes
John Maynard KEYNES'in “Genel Teori” adıyla ünlü kitabının Türkçe'ye bir çevirisi daha 2025 yılında yayınlandı*. Tam adı “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” olan bu eserin ilk yayınlanış tarihi 1936, Keynes'in ilk baskıya ön sözün altındaki tarih ise 13 Aralık 1935'tir. Bu kitapla birlikte Keynes ekonomi bilimi tarihindeki tartışılmaz yerini aldı. Kendinden sonra gelen pek çok ekonomisti, kamu yöneticisini ve devletlerin ekonomi politikalarını etkiledi. Tilmizleri onu ekonomi yazınının en büyük ustaları arasına sokarken, bilim tarihinde psikoanalizin kurucusu Sigmund Freud ile eş tutanlar da eksik kalmadı. Benim açımdan ise küresel ekonomideki yapısal krizleri ve tarihsel süreçleri anlamak için Joseph Schumpeter daha önemli bir ekonomist ve düşünürdür. Ama ne yazık ki dünyadaki genel geçer itibar ölçerini Keynes elde etti, Joseph Schumpeter uzun süre haksız yere onun gölgesinde kaldı.
Ne ilginçtir ki tam da Karl Marx'ın ölüm yılı olan 1883 yılında Cambridge'de doğdu Keynes. Babası Cambridge Üniversitesi'nde görevli bir matematikçi ve ekonomistti. Annesi politikacıydı ve o dönem az rastlanır bir biçimde belediye başkanlığına kadar yükselmeyi başarmıştı. Erkek kardeşi doktor, kız kardeşi ise sosyal yardım işlerinde tanınmış bir kadın oldu. Bilgiye ve bilime açık bir aile ve zengin bir toplumsal ilişkiler ağı demekti bu. Keynes'in bu bakımdan şanslı bir insan olduğuna kuşku yoktur. Dönemin güzel kadınları arasında yer aldığı söylenen Rus balerin Lydia Lopokowa'ya aşık olması ve aşık olduğu kadınla evlenebilmesi de bu şansın herhalde bir devamıdır. Bir sigorta şirketinin yönetimine getirilmesi spekülatif yatırımlarla para kazanmasını sağladı. Kazandığı paraların bir bölümüyle iki bale grubunu dağılmaktan kurtarması onun özgün bir yanıdır. Cambridge ve Londra'daki evleri, ayrıca yer çekimini bulan İsaac Nevton'un imzalarını toplayarak bir koleksiyon oluşturması ise karşımızdaki gusto sahibi, yaşamayı bilen ve seven bir kişilik olarak betimlemektedir.
Gerçi yukarıda da belirttiğim gibi, onu dünya çapında ünlü yapan eseri “Genel Teori”dir. Yine de Keynes'in geniş ve çok yönlü entelektüel dokusu çok daha önceki yazılarında da hissediliyor. 1919 yılında, tam da Birinci Dünya Savaşı'nın bitişi ve Almanya'nın teslim alınması üzerine kaleme aldığı “Barışın Ekonomik Sonuçları” başlığı aldığı çalışma bunlardandır. 1925 yılında, karısıyla birlikte gittiği “Lenin dönemi Rusyası” üzerine görüşlerini yazdığı “Rusya'ya Kısa Bir Bakış” başlıklı makalesi ya da yine aynı yıl kaleme aldığı “Ben Bir Liberal miyim!” başlıklı yazısı hem bir arayışı hem de yönünü çizmeye başlamış entelektüel bir Keynes'i bize anlatıyor. 1926 yılında ele yazdığı “Bırakınız Yapsınların Sonu”,-The End of Laissez Faire-, ise bizi çapı iyice belirginleşmiş bir bilim insanıyla tanıştırıyor. Dolayısıyla bir gün aklına gelmiş de “Genel Teoriyi” yazmış değildi Keynes. Bir bilim insanının sağlıklı direnci ve adım adım oluşmuş birikimi vardı onda.
Bu yazıların her biri Keynes'in farklı bir yönüne ışık tutuyor. Ama onların arasında bir tanesinin ayrı bir yeri olduğunun altını çizmeliyim. Keynes İngiliz hükümeti tarafından, Birinci Dünya Savaşı'nı kazanan Müttefikler ile yenilmiş Almanya arasında 1919 yılında yapılan Versailles Barış Konferansı'nda görevlendirilmiş, Paris'e gönderilmişti. Müttefikler savaşın tek sorumlusu olarak gördükleri Almanya'dan intikam almak istiyor, Almanlardan ekonomik açıdan gerçekçi olmayan bir tazminat istiyorlardı. Müttefiklerin intikam çığlıklarından bıkan Keynes görevinden ayrıldı. İki ay sonra da “Barışın Ekonomik Sonuçları” adlı kitabını yazdı ve yayınladı. Eserinde ülkenin ekonomik durumunu gerçekçi bir yaklaşımla değerlendiriyor ve Almanların en çok dokuz miyar dolarlık bir tazminat ödemesi gerektiğini yazıyordu. Ama Konferansın sonunda Almanların 132 miyar altın mark ödemesi kararlaştırıldı. Bu tutarı Alman ekonomisinin ödemesi elbette ki mümkün değildi. Müttefikler para yerine Alman ticaret filosuna el koydular. Saar bölgesine Fransızlar el koydu. Yeni kurulan Alman Cumhuriyeti Müttefiklere 25 milyon ton kömür vermek zorunda bırakıldı. Oysa henüz 1914 yılında bile ülkenin kömür gereksinimi yaklaşık 139 milyondu. İşte bu Versailles Antlaşması'nın Almanya'da Hitler'in ve Nazilerin iktidara gelmesine yol açan önemli bir etmen olduğu konusu pek çok yorumcu tarafından dile getirilmektedir.
Sonuçta barış görüşmelerini bırakıp gitmek ve kendi görüşlerini ısrarla savunmak konusunda Keynes haklı çıktı. Böylesine önemli bir konuda doğruyu ve gerçeği söyleyebilmiş olmak herkesin harcı değildir. İşte henüz 36 yaşındaki genç Keynes bunu başardı. Bundan sonrası ise Hitler Almanya'sı ve İkinci Dünya Savaşı'dır. Savaş sonrasında dünyada kurulan ekonomik düzenin arkasında ise artık sözü dinlenilen Keynes'in ileri sürdüğü görüşler etki yaratmış, büyük önem taşımıştır. Keynes'e göre serbest piyasa ekonomisi kendi içerisinde tam istihdamı sağlamak yetisine sahip değildir. İstihdamın artırılması için tüketimin artırılması gerektiği gibi basit ama sağlam bir görüş, Keynes'in kuramsal bir arka plan ile destekleyerek ekonomi bilimine kattığı temel önermedir. Tüketimin artırılması ise sadece bireylerin tüketim ürünlerini satın almayı artırması anlamına gelmiyordu. Devlet kaynak aktararak yol, köprü, bayındırlık çalışmaları, özetle çeşitli yatırımlarla ekonomideki yatırım isteğini kışkırtmalıydı. Böylece ekonomi içerisinde çalışan ücretli kesimin oranı da artacak, çalışan nüfusun tüketimi de bir bakıma ayrıca ek bir talep yaratarak ekonomiye talep dinamizmi katacaktı. Neredeyse tüm Batı dünyası ve o dünyanın çevresinde kurulan küresel ekonomik düzen, ayrıntıda farklılıklar içerse de, ivmesini işte bu temel ilke üzerinden sağladı. Ta ki bu düzen sarsılana, birkaç yazı ile gündeme getirdiğim gibi, küresel ekonomik düzen Joseph Schumpeter'in öngörülerini doğrulayıp onun “yaratıcı yıkım” kavramı geçerliliğini tekrar kabul ettirene kadar.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya düzeni bittiği konusunda artık kimsenin çekincesi yok. Şimdi yeni bir ekonomik ve politik dünya düzeni kuruluyor. Bu düzenin birkaç boyutu var:
- Ekonomik güç odakları çeşitleniyor. ABD ve AB'nin ağırlık taşıdığı dünya ekonomisi Brezilya, Güney Kore, Çin, Hindistan, Vietnam, Endonezya gibi yeni ekonomik güçler ve etki bölgelerine yer açıyor. Bu güçlere ekonomik güç olmak ihtirasıyla ilerleyen Türkiye, Suudi Arabistan gibi ülkeler eklemleniyor. Ayrıca eğer barış gerçek anlamıyla sağlanırsa, Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan ekseninde inanılmaz bir barış ve iş birliği potansiyeli ortaya çıkıyor. Dolayısıyla dünyadaki politik güç dağılımı da eksen değiştirmek için koşulları zorluyor.
- Elektrikli ulaşım araçları, yeni enerji kaynakları, petrol ve doğal gaz gibi klasik enerji kaynaklarının akacak yeni mecralar bulması, robotların artan kullanımı ve yapay zekâ bütün dünyadaki ekonomik yapıları yenileşmeye doğru zorluyor.
Bütün bunlar birer eğilim. Süreç bitmiş değil. Ama durumu böyle özetlemek mümkün.
John Maynard Keynes ise bambaşka bir dünyada doğdu, yaşadı, inceledi ve yazdı. Onun dünyasındaki İngiltere baskın rolünü kaybediyordu, ama yerini herhalde onu hiç rahatsız etmeyen ABD'nin başatlığı aldı. Rusya, Sovyetler Birliği adı altına ABD-İngiltere ekseninin rakibi oldu. Art arda gelen iki kanlı dünya savaşının sonrasında, nitelikli insan kol emeğine dayalı bir istihdam, yarı sömürge durumundaki Arap ülkelerinden akan ucuz petrol, endüstriye sağlanan benzin benzeri petrol kaynaklı enerji girdileri ve elektrik enerjisi üzerine kurulu bir ekonomik düzen. Ve savaşta yıkılmış altyapının tam da Keynes tarafından öngörüldüğü ve tavsiye ettiği biçimiyle yeniden inşa edilmesi.
Şimdi ulaştığımız noktadaki soru ise şudur: Kamu kaynaklarının seferber edilerek yatırımın tetiklenmesi ve tam istihdamı yakalamak diye özetlediğimiz “Keynes reçetesini” klasik biçimiyle uygulamak mümkün müdür? Bu soruların alt açılımlarını ise aşağıdaki gibi formüle etmek istiyorum:
Robotların insan iş gücünün yerini almaya başladığı bir ekonomide insan iş gücünün tam istihdama doğru yönlendirilmesi nasıl mümkün olacaktır?
Kaldı ki yapay zekâ uygulamaları yakın bir gelecekte sadece mavi yakalı iş gücünün değil, beyaz yakalı iş gücünün de yerini alacaktır. İşi bilenler böyle yazıyor.
Hem mavi yakalı hem de beyaz yakalı iş gücünün bazı kesimlerinin ekonomik yaşamın dışına sürüldüğü bir süreçte, ekonomiyi ayakta tutacak olan tüketim ürünlerini satın almak işini kim yapacaktır? Robotlar mı? Yapay zekâ mı? Tüketicinin ekonominin dışına sürüldüğü bir süreçte markaların, lokantaların, kahvelerin, otellerin, yeni yeni konutların, tüketim endüstrisinin alıcısı kim olacaktır?
Devlet veya kamu düzeni bu yeni teknolojileri mi yoksa iş yeri yaratmak amacıyla habire yıkılıp yeniden yapılan yaya yolu, otoyol, köprü gibi alanlara destekleyerek onlara kaynak mı aktaracaktır?
Bu soruların yanıtı ne yazık ki henüz yok. Doğrusu yanıtlarını henüz bilen de yok. Ama kötümser veya karamsar olmak için gerek de yok. Belki yanıt John Maynard Keynes ile Joseph Alois Schumpeter'in analiz ve yorumlarının birleştiği bir noktada bizi bekliyordur. Ne dersiniz?
*John Maynard Keynes, İstihdam Faiz ve Paranın Genel Teorisi, çeviren Baver Yeşilyurt, Efil Yayınevi, Ankara, Nisan 2025
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.