“Orta Koridor” ve Dünya Ticareti İçin Yeni Umutlar
“Orta Koridor” ve Dünya Ticareti İçin Yeni Umutlar
Türk Devletleri Teşkilatı'nın 12. Doruk Toplantısı, 7 Ekim 2025 günü Gebele'de –[Gabala]- yapıldı. Gebele, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin, çevresindeki zengin ve verimli bitki örtüsüyle, doğal güzellikleri ve sulak alanlarıyla güzel ve turistik bir yerleşim merkezi olarak tanınıyor. Ekim ayının ilk haftasında yapılan doruk toplantısıyla birlikte ise Gebele önemli bir tarihi gelişmeye tanıklık etti. Toplantıya, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Macaristan, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan en üst düzey devlet ve hükümet başkanları katıldılar. Toplantının önemi sadece TTD 12. Doruk Toplantısı'ndan kaynaklanmıyordu elbette. Gebele toplantısının Azerbaycan ve Ermenistan arasında 8 Ağustos 2025 günü Vaşington'da imzalanan barış antlaşmasından yaklaşık iki ay sonra yapılmış olması simgesel bir önem taşıyordu. Alınan kararlarla da Gebele toplantısının anlamı ve önemi daha da pekişiyor.
Toplantı ve alınan kararların sonucunda, gerek DNA platformunda daha önce yayınlanmış olan bir yazımda gerekse başka ortamlarda gündeme getirdiğim Azerbaycan, Ermenistan, KKTC ve Türkiye arasında bir “AEKT” ekonomik işbirliği bölgesi kurulması önerim açısından da yeni bir zemin ortaya çıkıyor. AEKT bölgesi ve Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden Orta Asya'ya uzanan yeni bir barış, işbirliği, ekonomik gelişme ve istikrar coğrafyasının kurulması için büyük, verimli ve umut verici bir fırsat kapısı açılıyor. AEKT ve Türk Devletleri Teşkilatı'nın coğrafyalarının iç içe geçmesi ise sadece bölge için değil tüm dünya ticareti ve küresel ekonomi açısından da çok büyük bir gelecek perspektifini ortaya koyuyor. Üstelik bu perspektifin “Orta Koridor” adı altında gerçekleşmesi, adının şıklığı yanında, çok yakın ve çok önemli bir gelişmeyi de beraberinde getiriyor.
Şunu unutmayalım: Uluslararası ticaret günümüzde çeşitli kısıtlamalarla sarsılıyor. Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz'e giriş ve öbür uluslararası ticaret yolları sekteye uğruyor. Yeni ticaret yollarının geliştirilmesi için yoğun bir arayış var. Bu bakımdan “Orta Koridor'un” gerçekleşmesi için gerekli jeopolitik ve ekonomik koşullar uygun. “Orta Koridor” dünya ticareti açısından gerçek bir umut kapısı olmaya aday.
“Orta Koridor” Orta Asya'nın doğusundan başlayarak, Türkiye'nin batısına kadar olan ticaret yollarının, yeni bir demir, kara, deniz ve enerji yolları ağıyla Avrupa ve Akdeniz ticaret yollarıyla bütünleştirilmesini amaçlayan dev bir ulaşım ve taşımacılık projesinin adıdır. Bu dev proje, dünya ticaretine yeni bir boyut kazandıracak olmasıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Dikkatleri üzerine çektiği ölçüde de bazı devletlerin veya devlet topluluklarının rekabetçi tepkilerini uyarıyor.
Bu noktada Orta Koridor kavramını Çin'in denetlemek ve kullanmak istediği “Yeni İpek Yolu” projesiyle özdeş tutmanın yanlış bir yaklaşım olduğunu da vurgulamak istiyorum. Söz konusu yaklaşım ayrıca, dev bir coğrafyanın Çin'in çıkarlarına göre biçimleneceğini ima ediyor ki bu yaklaşım bölgenin gerçekleriyle bağdaşmıyor. Üstelik böyle bir yaklaşımın özellikle ABD ve Çin arasında yaşanılan büyük jeopolitik rekabet bağlamında da sakıncalı ve yanlış olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki Çin, Afganistan ve İran üzerinden kendisine yeni bir demiryolu projesini uygulamaya koymak içim yoğun bir girişim başlattı. Çin'in bu girişimi AEKT ve TDT Bölgesinde kendisine pek rahat hissetmediği, ikinci bir seçeneği bir an önce yaşama geçirmek istediğini gösteriyor.
Çin'in Asya'daki baş rakibi Hindistan ise Orta Koridor'u, rakibi olan Çin'in denetiminde bir ticaret yolu olarak algılıyor. Orta Koridor'un kendisini dışlayan bir ticaret yolu olabileceğini düşünüyor. O nedenle de Hindistan buna karşı “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa” ekonomik koridoru adı verilen başka bir yeni ticaret yolu projesiyle yanıt arıyor. Ancak “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa” ticaret yolu ile ilgili olarak taraf olan ülkeler yakın tarihlerde niyetlerini açıklamış olsa bile, jeopolitik ve mali koşullar bu projenin önündeki en büyük engel olarak duruyor.
Jeopolitik koşulların, sağlayacağı kolaylıkların, daha kısa ulaşım sürelerinin ve daha düşük maliyetlerin öngörülebilir olması ise Orta Koridor açısından büyük bir şanstır. Nitekim Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye demiryolu yönetimleri arasında 1 Ekim 2025'te Almatı'da yapılan bir anlaşma uyarınca Bakü-Tiflis-Kars hattı üzerindeki demiryolları yenilenecek, işlemler ortak standart süreçlere bağlanırken sinyal, izleme ve denetim alanında yeni teknik ve teknolojiler uygulanacaktır. Böylelikle
- Azerbaycan'ın Hazar Denizi'ndeki limanı Alat ile Böyük Kesik-Gardabani-Ahılkelek
demiryolu hattındaki taşıma süresi 24 saate,
- Azerbaycan içerisindeki Yalama-Böyük Kesik demiryolu hattındaki taşıma süresi 48 saate,
- Türkiye içerisindeki Kars-Mersin demiryolu hattında taşıma süresi 60 saate,
- Türkiye içerisindeki Kars-İstanbul demiryolu hattındaki taşıma süresi 70 saate
inebilecektir. Bu sürelerin toplamı şu ana kadar kullanılan Süveyş ve benzeri ticaret yollarında geçen sürelerden daha kısa, dolayısıyla taşımacılık maliyetleri daha düşük ve dolayısıyla da daha ekonomiktir.
Üç ülke arasında bu atılım gerçekleştiği takdirde Orta Asya'yı Akdeniz'e, Avrupa'ya ve Kuzey Afrika'ya bağlayan dünya ticaret yollarında yeni bir dönemin başlayacağına hiç kuşku yoktur. Böylece Kazakistan'ın Hazar Denizi kıyısındaki Aktau limanından başlayacak olan ulaşım akışı, Azerbaycan'ın Hazar Denizi kıyısındaki Alat limanında yeniden karaya çıkacak ve oradan Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı üzerinden kesintisiz olarak Avrupa, Akdeniz ve Kuzey Afrika pazarlarına ulaşacak; benzer biçimde Avrupa ve Akdeniz ticareti, malları ve ürünleri de İstanbul veya Mersin üzerinden AEKT bölgesinin zengin Azerbaycan pazarına veya giderek büyük bir ekonomik zenginlik yaratmaya başlayan Kazakistan pazarına ulaşabilecektir. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış sürecine koşut olarak, Ermenistan'ın ve Zengezur koridorunun da çok zaman yitirmeden bir an önce “Orta Koridor” çalışmalarıyla bütünleştirilmesi projenin geleceği açısından önemli bir aşama olacaktır.
Orta Koridor'un yaşama geçirilmesi Türkiye'nin de içerisinde yer aldığı Avrupa ve Akdeniz coğrafyasıyla, yine Türkiye'nin ve Azerbaycan'ın da içerisinde yer aldığı AEKT ve Türk Devletleri Teşkilatı üyesi Orta Asya devletleri arasında büyük bir tedarik zincirinin kurulması; Avrupa, Akdeniz ve Orta Asya arasında kesintisiz bir ticaret yolunun kurulması, dünya ticareti açısından dev ve bütünlemiş bir bölgenin kurulması anlamına geliyor.
Öte yandan ilk adımları demiryolu üzerinden gerçekleşen atılımların bir süre sonra kara yolları, oto yollar, ortak elektrik ve enerji hatlarıyla berkilip pekişmesi de Orta Koridor'un doğasında saklı duran bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Elbette buna demiryolu ve oto yollar üzerinden gelişecek insan taşımacılığı, turistik yolculuk ve kültürel alışveriş boyutunu da eklemek gerekiyor.
Bütün bu altını çizdiğimiz çerçevenin çok önemli bir başka boyutu da Orta Koridor'un güvenliği konusudur. Türk Devletleri Teşkilatının Gebele toplantısında, ortak bir askerî ve savunma örgütlenmesi gerçekleştirilmesi yönünde alınan karar Orta Koridor'un güvenliği açısından önemli bir perspektif açıyor. Ama Orta Koridor'un güvenliğinin asıl Azerbaycan-Ermenistan Barış süreci, Türk Devletleri Teşkilatı'nın ortak güvenlik yapılanması ve Avrupa Birliği'nin savunma alt yapısının NATO içerisinde veya dışarısında kurulması ile mümkün olacağı da düşünülmelidir. Stratejik adımların ve güvenlik işbirliği çalışmalarının buna göre planlanması gerektiği de bir gerçektir.
Görüldüğü gibi, Orta Koridor bütün yeni yol kuşakları arasında çok yönlü, çok ekonomili oluşu ve geniş bir coğrafyayı kapsamasıyla rakip projeler karşısında öne çıkıyor. Bu, dünya ticaretindeki yeni büyük resmin öncüsüdür. Dolayısıyla Orta Koridor'u Avrupa Birliği'nin, Akdeniz Ülkelerinin, Kafkasya'nın ve Orta Asya'nın, yani dünya ticaretinde büyük paya sahip olan ve olmaya aday ülkelerin ve bölgelerin ortak projesi olarak uluslararası gündeme yerleştirmek en doğru yaklaşımdır.
*Harita görsel: T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.