Küresel Ekonomi- Yaratıcı Yıkım ve Joseph Schumpeter
Küresel Ekonomi- Yaratıcı Yıkım ve Joseph Schumpeter
Dünya ekonomisinin bugün içinde bulunduğu derin sarsıntıları anlamlandırabilmek, Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki sert rekabeti gerçek boyutlarıyla anlayabilmek için Joseph Schumpeter'i ve onun ekonomi kuramına yaptığı katkıları anmak, sanıyorum giderek artan bir önem taşıyor. Joseph Schumpeter'in bütün analizlerini sınırlı bir yazı çerçevesinde ele almak elbette pek mümkün değil. Ama dünya düşünce tarihine yaptığı katkıyı, onun geliştirdiği “Yaratıcı Yıkım” kavramıyla özetlemek mümkün görünüyor. “Yaratıcı Yıkım” kavramı belli ki sadece onun entelektüel uğraşının bir sonucu değil. “1. Dünya Savaşı”, içinde doğup büyüdüğü Avusturya İmparatorluğunun çöküp tarihten silinmesi ve “2.Dünya Savaşı” arasında geçen renkli, politika ve akademik çalışma arasında gidip gelen, inişli çıkışlı ve acılı yaşamıyla da ilintilidir.
Joseph Schumpeter 8 Şubat 1883'te, Avusturya İmparatorluğu'nun Moravya Bölgesi'ndeki Triesch'de doğdu. Kumaş fabrikatörü olan babasının erken yaşlarında ölmesi belli ki Joseph Schumpeter'in yaşam çizgisinde önemli bir etmen oldu. Annesinin ikinci kocası Sigismund von Kéler Avusturya ordusunda bir subaydı ve onun Viyana'daki birliklerin komutanı olarak atanması Joseph Schumpeter'in taşradan İmparatorluk başkentine gelmesini sağladı. Viyana'nın en seçkin liselerinden birinde eğitim almak fırsatını buldu. 1901 yılında ise Viyana Üniversitesi'nde hukuk fakültesine yazıldı. Burada “Viyana Okulu” denilen ekonomik kuramın önde gelen temsilcilerinden Eugen von Böhm-Bawek'in öğrencisi olması onun yazgısını değiştirdi. Böhm-Bawerk ücretlerin arz ve talep ile belirlendiğini, kârın sosyal hasılanın başlıca etmeni olduğunu ileri sürüyor ve arz-talep dengesi üzerine kurulmuş, dengenin esas olduğu bir serbest piyasa ekonomisinin varlığını tasavvur ediyordu. Nitekim Joseph Schumpeter'in ilk ekonomik çalışmalarında denge içerisindeki bir serbest piyasa tasavvurunun etkileri seziliyordu. Lâkin dönemin Viyana'sında her çeşit düşünce filizleniyor, genç Joseph Schumpeter de çeşitli düşünce akımlarıyla tanışmak fırsatını buluyordu. Viyana'daki öğrencilik yıllarında geniş bir tarih ve sosyoloji bilgisi edindiği bellidir ve edindiği bu çok yönlü kültür birikiminin Joseph Schumpeter'in kendi özgün yolunu çizmesinde, kendi düşünce sistematiğini geliştirmesinde ve adını düşünce tarihine yazdırmasında rol oynadığı kesindir.
Yaşam kaygısının ilk yıllarından beri öğretim üyeliğinin ve akademik çalışmaların Joseph Schumpeter'i mıknatıs gibi çektiği; ancak politika ve ekonomik karar mercilerinde görev üstlenmenin adrenalin artırıcı zevkinden kendisini uzak tutamadığı da yaşam öyküsünde görülüyor: Şimdi Ukrayna'da bulunan Czernowitz Üniversitesi, onun akademik kariyerinde kısa sürmüş bir başlangıç noktasıdır. 1913 yılında öğretim üyeliğine kabul edildiği Graz Üniversitesi tekrar taşradan kurtulmanın önemli bir adımı, 1913-1914 yılında Columbia, -[ABD]-, Üniversitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak davet edilmesi ise yükselen yeni dünyaya atılmış güçlü bir çıpadır. 1919 yılında Berlin'de Alman hükümetinin kurduğu bir sosyal ekonomik komisyonda görev alması ise akademik dünyanın dışına kurulmuş güçlü bir köprüydü. Bunu Avusturyalı sosyalist Karl Renner'in 1919 yılında Hristiyan-Sosyal Partisi'yle kurduğu koalisyon hükümetinde maliye bakanı atanması izledi. Artık Avusturya İmparatorluğu tarihe karışmış, bir ulus devlet ortaya çıkmıştı. Böyle bir ortamda özgür düşünceli Joseph Schumpeter bu görevinde ne sosyalistlere ne de Hristiyan-Sosyal Partisi'ne yaranamadı. Kısa sürede görevinden ayrıldı. 1921 yılında ise “Biedermann” özel bankasının başkanlığını üstlendi. Şansını özel sektörde deniyordu. Ama banka üç yıl sonra battı. Schumpeter'in elindeki varlığı da bankayla birlikte battı.
Şimdi yeniden akademik çalışmalara ve üniversiteye dönmek zamanıydı. 1925 yılında Bonn Üniversitesi'nin maliye bölümüne profesör oldu. Artık yönünü çizmişti. Araştırma ve yazılarıyla adı duyuluyordu. 1932 yılında Harvard Üniversitesi'nden bir davet aldı. Oraya gitti ve son iki büyük eserini de orada verdi. “Ekonomik Döngüler”,-[Business Cycles, 1939]-, ve özellikle de “Kapitalizm Sosyalizm ve Demokrasi,-[1942]-”, Harvard döneminde dünya düşünce tarihine kazandırdığı başyapıtlardır. Joseph Shumpeter'in, Avusturya İmparatorluğu'ndan Avusturya ulus devletine, politika, bankacılık, üniversite; Viyana Üniversitesi'nden Harvard'a uzanan heyecan dolu yolculuğu Amerika Birleşik Devletleri/Connecticut/Taconic'deki evinde 8 Ocak 1950 günü sona erdi.
Bütün akademik çalışmalarında Joseph Schumpeter serbest piyasa ekonomisinden ve kapitalist sistemden yana olmuştu. Ama ekonomik olgular üzerine yaptığı incelemeler onu çağdaşı ekonomistlerden farklı bir noktaya taşıdı. Kapitalist sistem içerisinde tam rekabetçi bir sistemin hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmediği görüşünü ileri sürüyordu. Tekelleşme eğiliminin sisteme özgü bir gerçek olduğunu düşünüyor, ama bunu olumlu buluyordu. Evet tekeller rekabetçi değildi. Çünkü onlar ilk aşamada yenilikleri uygulayacak güce ve girişimci zihniyete sahip oluyor, ekonomik değişimin itici motorunu oluşturuyorlardı Schumpeter'in öğretisinde.
Kapitalizmin doğası hiçbir zaman durağan değildi ve ekonomik yapılar sürekli değişiyordu Schumpeter'e göre. Endüstriyel yapılar, üretim yöntemleri ve teknolojisi sürekli olarak değişiyor, yeni yapılar ortaya çıkıyordu. Yenilikçilik, yani “innovation” ve dinamik bir girişimcilik zihniyeti iç içe geçiyor; bu da sürekli büyümeyi ve teknolojik ilerlemeyi besliyor, kapitalizm kendi çerisinde sürekli bir devrim yaşıyordu. Buhar motorundan benzin motoruna veya elektrik enerjisine geçiş gibi sadece bir teknolojik atılım yaratmakla kalmıyor, üretimin teknik ve yöntemlerini de değişime uğratıyordu. Yeni yapılar yaygınlık kazanıyor ve eski olanı ekonomik döngünün dışına atıyordu. İşte, yıkımla yeniliğin iç içe geçtiği bütün bu değişim sürecine Schumpeter “Yaratıcı Yıkım” adını vermişti. Çünkü değişim zamanı gelince ekonomi yeni bir şeyler yaratıyor, ama pek çok şeyi de yıkıyordu. Schumpeter, “Yaratıcı Yıkım” sürecini kapitalizme özgü bir olgu gibi düşünüyor, bunda da bir ikilem, bir “paradoks” görüyordu. Tekelleşme sürecinin bir noktadan sonra “bürokratik yapılara” dönüşme tehlikesine dikkat çekiyordu. Çünkü bürokratik yapılar, yine Schumpeter'e “yaratıcı” atılımlardan çekiniyor, risk almak istemiyordu. Bu “girişimci” ruhun azalması anlamına geliyordu. Üstelik ekonomiye az sayıda tekel egemen olmaya başladığı zaman devletin onlar üzerinde denetim kurmasının da kolaylaştığına ve böylelikle kapitalist bir ekonomiden sosyalist bir ekonomiye geçişin koşulları oluşmaya başlayacağını varsayıyordu Schumpeter.
Şimdi kapitalizmden sosyalist ekonomiye geçiş varsayımını bir yana bırakırsak, Joseph Schumpeter'in tanımladığı “Yaratıcı Yıkım” süreci bir kez daha ve büyük bir hızla dünya ekonomisini ve ülkelerin ekonomisini sarsıyor. 20.'nci yüzyılın başından bu yana kurulu bütün ekonomik yapılar büyük bir alt üst oluşu yaşıyor. İnternet, bilişim, sanal bir ekonomi modeli ve sosyal medya 21.'nci yüzyıl ekonomileri üzerinde derin bir yıkıma neden olurken, asıl büyük değişimin etmenleri ekonominin ön kapısından güçlü bir biçimde devreye giriyor: Yapay zekâ, robotik ve e-ulaşım yeni sektörler yaratmak ve eski sektörleri yıkmak; eski endüstriyel yöntemleri yeni endüstriyel yöntemlerle değiştirmek üzere harekete geçmiş geliyor. Küresel boyutta yaşanılan derin ekonomik krizin arkasındaki en belirgin neden ve en çarpıcı gerçek budur. Üstelik bu yeni “yaratıcı yıkım” süreci büyük bir olasılıkla içerisinde insanlığın yıkım tehlikesini de içinde besleyerek geliyor. Edilgen bir sürü durumuna indirgenmiş, yaratıcı her türlü zekâ parıltısından kopmuş, bütün işlevlerini ve yeteneklerini yok edici bir yapay zekâya teslim etmiş bir insanlığın yok oluş tehlikesidir bu.
İşte Amerika Birleşik Devletleri ve Çin arasındaki sert rekabet de yaşadığımız yeni “yaratıcı yıkım” sürecinin bütünleşik bir parçası olarak yan yoldan koşuyor. Bu rekabetteki soru şudur:
Bu yeni “Yaratıcı Yıkım” sürecinin kazananı kim olacaktır? Yıkımdan kim kârlı çıkacak ve yaratıcı sürecin meyvelerini toplayacaktır? Amerika Birleşik Devletleri mi, yoksa Çin mi?
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.