Giorgio Armani Neyi Başardı?
Giorgio Armani Neyi Başardı?
Giorgio Armani 1934 yılının 11 Temmuz'unda Kuzey İtalya'nın küçük bir kenti olan Piacenza'da doğmuştu. Milano'da 4 Eylül 2025 günü doksan bir yaşında öldü. Bu ileri yaşındaki ölümü belki bekleniyordu ama yine de uluslararası moda dünyasında üzüntü ve sarsıntı yarattı. O güne kadar Armani'nin rakibi olarak kabul edilen moda devlerinden yükselen sesler gerçek bir saygıyı yansıtıyordu. “Prada” ailesinden ve kendisi de ünlü bir tasarımcı olan Miuccia Prada “zerafeti ve yaratıcılığıyla tanınmış bir usta -[maestro], İtalyan modasının ve uluslararası modanın tartışılmaz bir baş aktörüydü”, dedi Armani için. “Versace” ailesinden Donatella Versace ise, “Dünya bir devi kaybetti. Tarihe işaret bıraktı.”, dedi, ağabeyi Gianni Versace'nin kurucusu olduğu moda markasının en büyük rakibi kabul edilen Armani için.
“Louis Vuitton”, “Dior”, “Fendi”, “Givenchy”, “Kenzo”, “Marc Jacobs” gibi dünyada önde gelen pek çok lüks giyim markasını “LVMH” Holding bünyesinde toplamayı başarmış olan Fransız iş adamı Bernard Arnault ise, “Giorgio Armani İtalyan zarafetine dünya çapında bir duruş, bir boyut verdi. Gölge ve ışıktan oluşan, kendine özgü bir üslup yarattı ve bunu çok başarılı bir girişimcilik macerasıyla taçlandırdı.” dedi. Moda ve lüks dünyasındaki egemenliği, neredeyse sınırsız serveti ile dünyanın en zengin adamları arasındaydı Arnault. “Armani” markasını da ele geçirmeyi ve içten içe de lüks markalar koleksiyonuna katmak istediği düşünülebilir. Satın almayı başaramadığı ender markalardan birisiydi belki de “Armani” ve zorlu bir iş adamının karşısında saygıyla eğiliyordu Bernard Arnault.
Evet, zorlu bir iş adamıydı Armani. Tahminlere göre geride yaklaşık 11,5 milyar dolarlık dolgun bir kişisel servet bırakmıştı. Şirketleri, bir önceki yıla göre %5' lik bir küçülme yaşasa da, 2024 yılında toplam 2,3 milyar avro tutarında bir ciro yapmış, önemli iş alanlarında yaptığı yenileşme yatırımlarının toplamıysa 332 milyon avroyu bulmuştu. Şirketlerinde toplam 8.700 kişi çalışıyordu.
Öte yandan, Versace, Prada, Dolce & Gabbana gibi isimlerle birlikte, Fransa'yı geride bırakıp dünya modasına İtalyan çizgisini baskın konuma getiren isimlerden biriydi Giorgio Armani. Bernard Arnault ne de olsa bir Fransız ulusçusuydu ve meydanı bütünüyle İtalyanlara bırakamazdı. Dolayısıyla Armani için, “Fransa'nın gerçek bir dostu ve hayranıydı”, diye eklemeyi unutmadı. “Armani de modayı Fransa'dan öğrenmiştir” demenin incelikli bir yoluydu bu ama pek doğru değildi. Çünkü Giorgio Armani kendi kendisini, özgün moda çizgisini, büyük markasını, şirketlerini ve dev servetini sıfırdan yaratmıştı.
Başbakan Giorgia Meloni ise İtalyan Başbakanıydı ve Giorgio Armani'nin İtalyan oluşundan gurur duyuyordu. Görüşlerini doğrudan sosyal medya hesaplarından iletti: “91 yaşında öbür dünyaya göçen Giorgio Armani zarafeti, ağır başlılığı ve yaratıcılığı ile İtalyan modasına prestij getirdi ve tüm dünyaya esin verdi. Bir ikon, yorulmaz bir işçi [veya çalışan da diyebiliriz. RB.], İtalya'da en iyi olanın simgesiydi” dedi Meloni gururla. Bu haklı bir gururdur.
Giorgio Armani çocukluk ve ilk gençlik yıllarını oldukça mütevazi koşullarda yaşayan ailesiyle geçirdi. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra aile Milano'ya taşındı. Armani önce tıp fakültesine yazıldı. Ama burayı bitirmedi ve yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. Belli ki ruhu ve kafası başka arayışlar içindeydi. Altmışlı yıllarda bir iş buldu. İtalya'nın ünlü “La Rinascente” zincir mağazalarında vitrin dekorasyonları yapacaktı. Bu iş, dünyasını ve ufkunu değiştirdi. Armani, satışın nasıl yapıldığı, müşterinin neyi ve nasıl satın aldığı gibi, bilmesi daha sonraki moda ve iş yaşamında çok gerekli olacak insan davranışlarını gözlemlemek fırsatını buldu.
Nino Cerruti moda evinde bir tasarımcı olarak işe alınması ise Girogio Armani için asıl dönüm noktasıdır. Hiçbir tasarım veya moda eğitimi almamıştı. Ama yetenekli ve şanslıydı.Tasarım sanatının ve moda çiziminin inceliklerini Cerruti'de öğrendi. Kendini geliştirdi. İçinde büyük bir moda tasarımcısının sezgi ve yeteneklerinin saklı durduğu Cerruti'de çalışırken iyice ortaya çıktı. Benliğinde moda dünyasının eğilimlerini iyi kavramış bir iş adamının sezgi ve yeteneklerinin saklı durduğu ise 1970 yılında, yalnızca 10.000 Amerikan dolarını geçmeyen bir sermaye ile kendi işini kurduğu zaman anlaşılacaktı.
Armani ilk önce erkek giyimini sarstı ve değiştirmeye başladı. Erkek bedenini saran takım elbiselere, omuzları yapay olarak genişletilmiş vatkalı ceketlere darbeyi vurdu. Fazlalıkları atıyor, tasarımlarındaki her unsuru yeterince ve gerektiği kadar kullanıyordu. Erkek bedenini baston yutmuş gibi durmaya zorlayan sıkışmışlıktan kurtardı. Erkek giysisinin erkek bedenine uyguladığı baskı yumuşadı. Giorgio Armani'nin çizimlerinde zarafet vardı elbette, ama esnek bir zarafetti bu. Artık iş yerinde, toplumsal yaşantısında veya özel ilişkilerinde rahat bir beden duruşuyla var olabiliyordu erkekler. Hele ceketin altına tişört giyebilmek Giorgio Armani'nin erkek bedenine sunduğu en büyük özgürlük hediyesi oldu. Moda dünyasında artık geniş zamanlı bir giyim biçimini yakalamıştı Armani.
Başarmıştı. Erkek modasında yakaladığı başarı Giorgio Armani'nin kadın giyimine de el atışıyla elde ettiği başarının ip ucunu elinde tutuyordu. Erkek bedenini, iş yaşamını ve gündelik yaşamını özgürleştiren temel ilkesini kadınlara da uyguladı. Kadınlara da her ortamda ve her zaman giyilebilir bir lüksü sunmaya çalıştı. Versace'nin caf caflı, parıltılı renkleri yerine onun duru renkli tasarımları da kadınlar için güzel, benimseyip sevdikleri bir seçenekti. Versace ile gizli ve açık bir rekabet içerisinde yaşadığı kesindir.
Lüksün doruklarını simgeleyen “Haute Couture” Armani ile özgürleşiyor, ya da belki kadınlar ve erkekler daha özgür bir lükse sahip olduklarına inanıyordu sadece. Lüks zaten en az gerek duyulan bir şeyin bile çok değerli olduğuna inanmak değil midir? Armani lüksü korumuş ama lüksün tanımını değiştirmiş ya da esnetmişti. Bazı moda yorumcuları ise Armani'ye bir özellik daha yakıştırıyor: Onlara göre erkek giyimini kadınlara, kadın giyimini de erkeklere doğru çekmiş, yanaştırmıştı Giorgio Armani.
Tasarımlarıyla yarattığı etkinin arkasında ise 1968 hareketleriyle oluşan, bireysel özgürlüklere ve özgür yaşam tarzlarına öncelik tanıyan toplumsal ortamın ve sosyolojik koşulların yattığına kuşku yoktur. Bireyin özgürlük arayışı ile Armani'nin moda anlayışı örtüşmüş, birbirini beslemiş ve geliştirmişti. Onun yumuşak, gevşek ve beden üzerinden akan giysilere dayalı temel çizgisi artık doğal, olağan, yaygın ve popüler bir giyim tarzı olarak benimsenmiş durumdadır.
1978 yılında Amerikalı oyuncu Diane Kitton'u giydirmesiyle birlikte girdiği yol ise Giorgio Armani için yavaş yavaş yıldızların modacısı olmanın yolunu açtı. Armani'nin giydirdiği yıldızlar arasında kimler yoktur ki? 1980 yılında “Amerikalı Jigolo” filmindeki rolünde Richard Gere, 1987'deki “Yozlaşmayanlar” filminde birlikte oynayan Sean Connery, Kevin Costner, Robert de Niro, ayrıca çeşitli durum ve ortamlarda Jodie Foster, Isabelle Hupert, Michelle Pfeiffer, Julia Roberts, Cate Blanchett, Lady Gaga, Tom Cruise gibi isimlerin tümü de kendilerini Giorgio Armani'nin tasarımlarına ve terziliğine emanet ettiler. Hollywood ve yıldızlar dünyası ile iç içe girmek sarsılmaz bir Armani moda markasının kurgulanması için de büyük bir fırsat sağladı. Armani bu fırsatı moda ve giyimin farklı alanlarına da el atarak değerlendirdi. Emporio Armani, Armani Jeans, iç çamaşırı markası Armani Underwear, AX Armani Exchange ve Armani Privé bunun örnekleri arasındadır. Bu, arkasında bir sermaye gücü olmadan yola çıkmış bir girişimci için olağanüstü bir başarı öyküsüdür. Bu başarının ne anlama geldiğini Armani'nin 11,5 milyar dolarlık serveti ve her biri, moda, turizm, otelcilik, parfüm ve gastronomi gibi ayrı ayrı alanlarda başarıyı yakalamış olan iş alanları anlatıyor. Müthiş bir marka bilinci vardı Giorgio Armani'nin.
Başarısını iyi bir tasarımcı ve uzak görüşlü olması kadar bağımsızlığını korumasına da borçludur Giorgio Armani. Önce Gucci ailesinin acar kişisi, şimdi ölmüş olan Maurizio Gucci, sonra 1921 yılında Fiat ailesinin varisi John Elkann Armani'yi satın almayı denemişler ve başarısız olmuşlardı. Borsaya açılmayı da hiçbir zaman düşünmedi Giorgio Armani. Yorumlara göre ise, büyük olasılıkla kendisini yutmaya istekli olduklarını düşündüğü Fransız moda evlerine karşı her zaman çok ihtiyatlıydı. O kendi bildiği yolda kendi bildiği gibi yürüyen ilginç, öncü, azimli bir insandı. Disiplin. İşine odaklanmak. Mankenlerin makyajına kadar en ufak ayrıntılarla ilgilenmek. Skandalların, dedikoduların, ilişkilerin eksik olmadığı moda dünyasında özel yaşantısını korumak. Ve bütün bunların bedeli olan bir yalnızlık, Giorgio Armani'nin iş ve yaşam ilkesiydi.
“Pişman olduğum tek şey, çok saatlerimi işte geçirip arkadaşlarıma ve aileme yeterince zaman ayırmamaktır”, demişti Giorgio Armani “Financial Times” gazetesine verdiği bir demeçte. Yalnızlık her zaman başarının bir ön koşulu mudur, bilemiyorum ama Giorgio Armani'nin başarılı, zengin ve parlak yaşamının kısa özeti işte budur.
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.