Bir Şövalye Gibi
Bir Şövalye Gibi
Hayatım boyunca bana en çok sorulan soruların başında, “En sevdiğin kitap hangisi?” gelir. Yüzlerce çok sevdiğim kitap olmasına rağmen en sevdiğim kitap gerçekten de hayatımda izi olan, olmasaydı böyle olmazdım dediğim kitaptır. Peki o hangisi mi? Alexandre Dumas imzalı 3 Şilahşor. Bu cevabı duyan istisnasız herkesten, karşılık olarak, “A a!” tepkisini görürüm. Şaşırırlar. Sanırım bir kısım insan için bu roman daha çok gençlik çağlarında kalmış eski bir anı, bir kısım insan için de bir editörün en sevdiği olabilecek kadar özel değil. Oysa 3 Şilahşor, onu kalbimizle okuduğumuzda sadece bizim hayatımızı değiştirmekle kalmaz aynı şekilde hayatı da değiştirir.
Hikâyede müthiş mesajlar vardır bir kere. Bunların en meşhuru “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” olsa da ve bu mesaj bize öncelikle dostluğu hatırlatsa da bu güzelim hikâyeyi sadece dostlukla açıklayamayız. 3 Şilahşor aslında daha çok şövalyeliği anlatır. Benim de çok sevdiğim, şövalye ruhunu. Kitabı ilk okuduğumda henüz 16 yaşımdaydım. Kitabın olay örgüsünü domine eden temel değerleri daha o yaşımda anlamış ve hayatı, insanları, durumları algılama biçimime rehber yapmıştım. Kitap beni o kadar etkilemişti ki sonrasında birkaç kez yeniden okudum. Şimdi bu yetişkin yaşımda, şövalye ruhunun önemini ve elzemliğini daha iyi anlıyorum. Kendimi çok daha sık, bu kitaptan ve şövalyelikten bahsederken buluyorum.
Bir şövalyenin temel değerleri onur, sadakat, adalet, fedakârlık ve cesarettir. Ah sadece kelimeler bile yan yana nasıl güzel duruyorlar. Hepsi eski tadını özlediğimiz nostaljik yemeklere benzemiyor mu? Kesinlikle öyle! Ama enseyi karartmak yok, halledeceğiz.
Hadi hızlıca şövalyenin ve şövalyeliğin ilkelerine bakalım:
1. Şövalyenin iliklerine kadar işlemiş ilkeleri vardır ve o, ilkelerine ölümüne bağlıdır.
2. İnandığı değerlere öyle sadıktır ki hangi zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın onların dışına çıkmaz.
3. Görevine, idealine, ailesine ve dostlarına sadakat göstermekle ilgili şüpheleri yoktur. Sadakat, onun güvenilirliğinin, cesaretinin ve fedakarlığının yapıtaşıdır.
4. Onurludur ancak o sadece kendi onurunu gözetmez. Onun için hem kendi ahlaki değerleri ve kimliği önemlidir hem de başkaları adına bunlara önem atfedecek kadar saygılıdır. Bu sebeple kendi çıkarları için doğrulardan vazgeçmez. Tam olarak da bu, onu yeniden ve yeniden güvenilir biri yapar.
5. Şövalye, tehlikeye atılmaktan korkmaz yeter ki savunacak, koruyacak, uğruna mücadele edecek ahlaklı ve onurlu bir amaç edinsin. İnanılır gibi değil ama bu da onu güvenilir biri yapar.
6. Adalet arayışı ve adalet anlayışı onu çıkarcılıktan, sahtekarlıktan ve kumpastan uzak tutar. Adaleti tesis ederken adilane olmak zorunda olduğunu bilir. Yolları, yöntemleri nizami ve ahlaklıdır; insan onurunu gözetmek en temel ilkeleri arasında olduğundan uzun ya da zor yolları seçmekten, bu yolları yürürken zarar görmekten, risk almaktan, tehlikeye atılmaktan geri durmaz.
7. Bir şövalyeye baktığınızda, siz de bir şeye böylesi yürekli bir biçimde inanmak özlemi ve ihtiyacı duymaya başlarsınız. İnandığı şeylere olmasa da inanma biçimine hayran olursunuz.
8. Bir şövalye, daha büyük bir iyilik ve değer için kişisel konforundan feragat eder. Fedakarlığı onun bir kurban gibi görünmesine neden olmaz; o, fedakarlıklarında kahraman gibi görünür. Nitekim, öyledir de. Motivasyonunu dramdan değil erdemlere olan inancından ve güçten alır çünkü.
9. Şövalyeler yalan söylemezler. Doğruluk onların en önemli özelliklerinden biridir ve evet, doğru bildiniz, bu da onları güvenilir biri yapar; düşmanlarının gözünde bile.
10. Gücünü ve avantajını, başkalarını ezmek için kullanmaz. Böyle şeylere tenezzül etmeyecek kadar özgüvenli, bu yolla menfaat sağlamayacak kadar onurludur. O zayıf olana merhamet gösterir, güçsüze şefkat duyar.
11. Üstelik onu böbürlenirken de görmezsiniz. İnsanı yüceltenin kibir değil alçakgönüllülük olduğunu bilir.
12. Kendine hâkim olma iradesine sahiptir. Sinirleri çelik gibidir. Erdemleri, duygularından güçlüdür.
13. O, birlikte hareket etmenin gücünü bilir. Dostlarını, yol arkadaşlarını destekler. Onlara öyle sadıktır ki davalarını dava edinir. Onlarla sırt sırta, göz gözedir. Eğer bir gruptaki herkes şövalye ise o gruptakiler birbirlerini gözetirler, korurlar ve esirgerler.
14. Cesareti, mertliği ve gücü ona çok önemli bir özellik daha kazandırır. Eylemlerinin sorumluluğunu alır o, sebep olduğu sorunların sonuçlarını kabullenir. Onun için pişmanlık yoktur, yüzleşme ve gelişim vardır. Bu açıdan bir şövalye, kendine gurur yapmaz.
15. Bir şövalye intikam peşinde olmaz; o sadece adalet ister.
16. Düşmanlarına bile insanca davranmak bir şövalye geleneğidir. Galip geldiği düellolardan sonra rakibini aşağılamaz, ona zalimlik etmez.
Siz de benim gibi kavga ve çatışmalardan hoşlanmıyorsanız, az sonra söyleyeceklerim ilginizi çekebilir. Çevremizdeki pek çok insan, bu tutumumuzu anlamakta zorlanır. Sakinliğimizi, duygularımızı bastırmak olarak yorumlayanlar da olur. Bazıları, münakaşalardan uzak durmamızı zayıflık ya da korkaklık olarak görür. Yaşadığımız sorunları çözme yöntemlerimiz çoğu zaman kaçınma olarak algılanır. Ama gerçekte korumaya çalıştığımız şey, şövalye ruhudur.
Şövalye ruhu, insana öyle derin ve özel bir zihniyet sunar ki, bu zihniyetin gerektirdiği fazladan zaman ve mesai, başkalarına sıkıcı, zahmetli, uzun ya da gereksiz görünebilir. Çünkü 21. yüzyılda şövalye gibi yaşamak kolay değildir. Ancak böylesine değerli ve anlamlı bir zihniyet, elzemdir. İlişkiler, toplum ve kurumlar için.
Artık elbette sorunlarımızı bilmem ne ateşinde dövülmüş keskin ve parlak kılıçlarımızla çözmüyoruz. Kimse kimseyi düelloya da davet etmiyor. Eğer iki şeyi geri getirebilecek olsaydım bunlardan ilki çıkma teklifi diğeri de düello olurdu. Korkmayın, kılıçlı olandan bahsetmiyorum. Bizim kılıçlarımız başka. Eskiler kalem kılıçtan keskindir derler; esasında kelamdır kılıçtan keskin olan. Nedir kelam? Kelam sözdür, üsluptur ve bağlamdır. Ah en sevdiğimiz konular.
Diyebilirsiniz ki öyle ettin böyle ettin konuyu yine kelimelere getirdin. Evet çünkü aslında kılıç da o, başımızı okşayan el de o, “hadi kızım, göreyim seni” diye omzumuzdan bizi dürten de o.
“Sarhoşları ve aşıkları koruyan bir tanrı var”
Böyle diyor Dumas romanda, doğru söylüyor. Bence şövalye ruhunu da koruyan bir tanrı var. Şimdi tam burada, düello prensiplerinden bahsetmek isterim. Şövalye ruhunu giyinmişler için düello, elbette onurlu ve saygın bir atışma, çatışma ve vuruşma olacaktır.
Hadi kurallara bakalım:
• Düello bir son çaredir. Amacı onuru korumak olmalıdır. Düello esnasında, tarafların onurları da birbirinin sorumluluğu ve güvencesi altındadır. Yani sadece benim onurum değil, senin onurun da gözetilmelidir.
• Düelloda şartlar eşit olmalıdır. Düello yeri, saati ve silahı üzerinde taraflar, anlaşmalıdır.
• Düello kuralları kararlaştırılır ve her iki taraf da bu kurallara uymalıdır. Düello kararları tanıklara da bildirilir ve düello, tanıklar huzurunda gerçekleştirilir.
• Düellonun iki sonucu olabilir: ölüm ya da teslimiyet. Size acayip bir şey söyleyeceğim şimdi. Amaç asla karşı tarafı öldürmek değildir. Amaç daima, karşı tarafın teslim olmasını sağlamaktır. Bu sebeple bir şövalye için asıl başarı hiçbir zaman birini öldürmek değil onu kılıçla alt etmektir.
• Kılıçta ustalaşmak, akrobasi, atletiklik, atiklik ve zekâ bir şövalyenin ekipmanıdır. Düello ne kadar uzun sürerse, şövalyeler o kadar iyi şövalye olduklarını kanıtlarlar. Yani şunu demek istiyorum, amiyane tabirle al kılıcı “haşırt” diye sapla ve bitir işini değildir mesele. Düelloda kal. Becerilerini göster. Maharetinle nam sal. Bir şövalye bu sebeple katil değildir. O bir düello ustasıdır.
• Ne demiştik şövalye intikam aramaz onun aradığı adalettir. Düello da bu sebeple adalet mücadelesidir. Yani egosantrik meseleler düelloya konu edilmez. Onur ve adalet; sebepler buralardan gelmelidir ki düello olsun.
• Bir düelloda güçlü olan değil, haklı olan değil, iyi olan kazanır. İşte şövalyenin mükemmeli arayışı bundandır. İyi olmazsa, savaşamaz. Savaşamazsa değerleri koruyamaz.
• Kumpas yoktur. Arkadan saldırmak yoktur. Gizli gizli birinin altını oymak yoktur. Birinin arkasından iş çevirmek de yoktur. Er meydanı vardır. Yiğitlik yani, mühimdir.
• Rakibin saygınlığı, onun da bir şövalye oluşundan gelir.
Üç Silahşor romanındaki şövalye ve düello prensipleri, bugün de önemini koruyor. Onur, cesaret, adalet, fedakârlık ve sadakat gibi kavramlar, fiziksel çatışmalardan çok, zihinsel ve etik mücadelelerde kendini gösteriyor. Modern yaşamda hepimiz, tıpkı silahşorlar gibi, hayatın ve insanların meydan okumalarına karşı hem adil hem de onurlu bir duruş sergilemek zorunda kalıyoruz. Kolay olduğu söylenemez ama doğru olduğu söylenebilir.
Birbirimize “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” ruhunun güvenini yaşatmak zorundayız. Ne diyor D'artagnan, “Bir dalavereci dürüst bir adam gibi gülemez, bir ikiyüzlü iyi niyetli bir insan gibi gözyaşı dökemez.” İşte tam da bu sebeple dürüst olmalı, iyi niyette kalmalıyız. Kendi rafine, pür, özelleştirilmiş onurumuz için. İnsanlık onuru için.
Bir sonraki yazıda, düello daveti konusuna devam edeceğim. Böylece çatışmalarda, bir şövalye gibi davranmak nasıl mümkün olur, birlikte araştırabileceğiz.
Ha bir de izniniz olursa bu yazıyı, hayatta gördüğüm en tatlı şövalyeye, geçtiğimiz haziran ayında kaybettiğim babacığıma ithaf etmek istiyorum. Ben tüm bunlara inanırken, o da hem Athos hem Porthos hem Aramis hem de bütün yakışıklılığı ve dinamizmiyle d'Artagnan olarak bana şövalyeliğin gerçek olduğunu önce kendi varlığıyla gösterdiği için…
Kitap Hakkında:
Kitap Türkçede Üç Silahşörler ve Üç Silahşor adlarıyla yayımlandı. Fransa'da XIII. Louis döneminde geçen Üç Silahşor romanı, genç d'Artagnan'ın, kralın muhafız birliğine katılmak için Paris'e gelmesiyle başlar. Burada efsanevi silahşörler Athos, Porthos ve Aramis ile tanışır. D'Artagnan, bu üç gözüpek silahşorun dostluğunu kazanarak, kralı düşürmek için çeşitli entrikalar kuran Kardinal Richelieu'nun komplolarına karşı zorlu bir mücadeleye girişir.
Kahramanlarımız, kral ve kraliçeyi korumak uğruna cesurca savaşırken, hayatlarını ortaya koymaktan çekinmezler. Dostlukları, "Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" felsefesi üzerine kuruludur ve birlikte adaleti sağlamak için mücadele ederler. Dumas, tarihsel figürlerden esinlenerek yarattığı bu karakterlerle yalnızca bir macera sunmakla kalmaz, aynı zamanda cesaret, sadakat ve onur gibi erdemleri de işler. Üç Silahşor, yazıldığı dönemden günümüze kadar değerini yitirmeden okuyucuların beğenisini kazanmış ve Alexandre Dumas'nın en önemli eserlerinden biri olarak edebiyat dünyasında kalıcı bir yer edinmiştir.
Sayfa sayısı sizi korkutmasın. 600-700 küsur sayfalık edisyonlar mevcut ve platformlarda okuma süresi 21+ saat olarak geçiyor. “Neee 21 saat mi?” demeyin, öyle akıcı, sürükleyici ve zevkle okunan bir kitap ki sizi temin ederim, “Keşke hiç bitmese!” diyecek, bittiğinde üzüleceksiniz.
Son bir not. Bütün klasiklerde olduğu gibi bu kitapta da iyi bir yayınevi seçmek çok önemli. Ben İş Bankası Hasan Ali Yücel Klasikleri serisinden okumanızı tavsiye ederim.
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.